17 Aralık 2018
  • Lefkoşa12°C
  • Mağusa12°C
  • Girne13°C
  • Güzelyurt10°C
  • İskele12°C
  • İstanbul9°C
  • Ankara8°C

AKINCI: KARAR VERMENİN ZAMANI GELDİ!

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Kıbrıs sorunu ile ilgili yaptığı basın toplantısının tam metni şöyle:

Akıncı: Karar vermenin zamanı geldi!

12 Kasım 2018 Pazartesi 21:11

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Kıbrıs sorunu ile ilgili yaptığı basın toplantısının tam metni şöyle:

Değerli basın mensupları, iyi akşamlar.

Bizleri ekranları başında izleyen Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara da iyi akşamlar. “galis perasas” Yeni iki kapının daha açıldığı bu günün akşamında hepinize hoş geldiniz diyorum.

Bu toplantımızın iki topluma da hitap etmesini arzu ettim. Simultane tercüme aracılığı ile Rum toplumu ve diğer toplulukların da bizi izleme şansı olmasından dolayı memnuniyetimi ifade etmek isterim. Sözlerimin başında bir konuya açıklık getirmek arzusundayım.

Bu toplantının amacı sadece Sayın Anastasiadis’in yaptığı toplantıya cevap oluşturmak ve bir karşılıklı suçlama kampanyasını körüklemek değildir. Kuşkusuz aydınlatılması gerekli konulara da değinilecektir.

Ama esas amacım, geldiğimiz bu kritik kavşakta, daha fazla zamanımızın olmadığının da bilinci içerisinde ve tarihi bir sorumluluğu hissederek düşüncelerimi ve görüşlerimi sizlerle paylaşmaktır. Kapılarla ilgili olarak devam edecek olursam, öncelikle Derinya ve Aplıç kapılarının her iki topluma hayırlı olmasını dilerim. Biraz geç oldu, güç oldu ama oldu.

Kuşkusuz hedefimiz sadece yeni kapıların açılması ile sınırlı değildir. Asıl hedef iki toplum arasında sınırlara gerek olmayan bir yapıyı oluşturabilmektir; ama bunun için de karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak zorunluluğu vardır. Değerli basın mensupları, Bildiğiniz gibi Müzakere tarihinin 50. yılındayız ve ne yazık ki hala daha karşılıklı kabul edilebilir bir sonuca ulaşmak mümkün olmamıştır. Bu noktaya çok yaklaştığımız anlar olmakla birlikte, bu hedefe ulaşılamamıştır. Bunun neden olmadığını her iki tarafın ve aynı zamanda 3. Tarafların da sağlıklı olarak değerlendirmesinin zamanı gelmiş hatta geçmiştir. Sorunun ulaşmaya çalıştığımız çözüm modeli ve parametreleri ile ilişkili olduğu kanaatinde değilim.

Çünkü gerçekçi olanlar elimizde formül olarak iki kesimli iki toplumlu Federal çözümden başka bir şeyin olmadığının farkındadırlar. Bunun nedeni de bellidir. Çok açıktır ki, Kıbrıslı Türkler Rumların hakim olacağı üniter bir devlette azınlık hakları ile yetinmeyi kabul etmeyeceklerdir. Kıbrıs Rum tarafında da bazı çevreler iki ayrı devlet fikrine yakınlık duyabileceklerini ima etseler de, Rum toplumunun büyük çoğunluğunun iki ayrı devlet oluşumunu onaylamayacağı aşikardır. Bu durumda görünürdeki olasılık ya Birleşmiş Milletler ve Uluslararası toplumun da destek vereceği, iki kesimli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için çalışmak ya da statükonun devamına göz yummaktan ibarettir.

Mevcut durum, bugün için Kıbrıslı Türkler açısından daha acı verici olsa da, Kıbrıslı Rumlar bakımından da çözümsüz geçecek zamanın neler getireceğini kesin olarak öngörmek kolay değildir.

Statükonun devamı her iki toplum açısından da çeşitli tehlikeler barındırmaktadır.

O halde akıl işi makul bir uzlaşıyı federal çerçevede sağlamaktan geçmektedir. Bu noktada son günlerde Sayın Anastasiadis’in gündeme getirdiği desentralizasyon konusu ve siyasi eşitlik üzerine görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Bilindiği gibi bulunacak çözümün, her iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı olacağı bir çok Birleşmiş Milletler kararında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri raporlarında, 11 Şubat 2014 mutakabatında ve iki taraf arasında sağlanan birçok uzlaşmada yer almaktadır.

Egemenliğin iki toplumdan eşit olarak kaynaklanacağı, iki kurucu devletin yetkilerinin ve statüsünün eşit olacağı, iki toplum arasındaki ilişkinin bir çoğunluk - azınlık ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceği hep karara bağlanmış hususlardır. Bunun yanında, siyasi eşitliğin, her federal kurulda eşit sayısal temsiliyet anlamında olmamakla birlikte, federal hükümetin tüm organlarında ve kararlarında etkin katılım anlamı taşıdığı belirtilmektedir.

Dolayısıyla sözünü ettiğim Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde yürütülen müzakerelerde sayıca eşitlik olmayan kurullarda her iki taraftan da en az bir olumlu oy ilkesi üzerinde tartışılmış ve örneğin 7-4 olarak belirlenen Bakanlar kurulunda bu ilke benimsenmiştir.

Bunun da ötesinde, dış politika, güvenlik ve savunma konularında Başkan ve Başkan yardımcısının kararları ancak birlikte alabilecekleri üzerinde uzlaşılmıştır.

Bu noktada Sayın Anastasiadis’in verdiği izahlardan yola çıkacak olursak, durumun epeyi kafa karışıklığına yol açtığını söylemek durumundayım. Şöyle ki, Sayın Anastasiadis, verdiği örnekte; Bakanlar kurulunda EastMed projesi oylanır ve Kıbrıslı bir Türk bakanın olumlu oyu da gerekli olursa, bu durumda ne olacağını sorgulamıştır. Demek istemiştir ki, Kıbrıslı Türk Bakanlar doğal gaz için İsrail – Güney Kıbrıs – Yunanistan – İtalya güzergahı yerine Türkiye üzerinden boru hattının gitmesini isteyecek ve diğer projeyi engelleyecektir. Sayın Anastasiadis  böyle bir durumu kabul edemeyeceğini anlatmak istemiştir.

Bu durumda ortaya şu hususlar çıkmaktadır;

Birincisi, sayın Anastasiadis daha önce kabul ettiği Federal Bakanlar Kurulundaki Kıbrıslı Türk bakanların kararlara etkin katılımını da artık geçersiz saymaktadır.

İkincisi, sınırlı olarak geçerli saydığını düşünsek, bu defa da enerji konularını bile Kıbrıslı Türkler açısından yaşamsal bir alan olarak görmemektedir.

Çünkü kendi ifadesine göre, Kıbrıslı Türklere kendi yaşamsal konularında bir olumlu oy hakkını kabul ettiğini söylemektedir. Bu durumda Kıbrıs’ın doğal gazı ve nakil projeleri  Anastasiadis’e göre Federasyon kurulsa da sadece Rum toplumunu ilgilendiren bir konu olacaktır. Bunun mantıklı bir izahı olabilir mi?

Bunlara ilave olarak Sayın Anastasiadis, doğal gazın, daha mantıklı, kısa mesafeli ve daha düşük maliyetli bir güzergah olan Türkiye üzerinden taşınmasına çözümden sonra bile razı değildir. Kısacası ona göre Doğu Akdeniz enerji politikalarında Kıbrıslı Türklerin de Türkiye’nin de yeri yoktur.

Halbuki bu alanda Kıbrıslı Türkler ve Türkiye’nin de dahil olacağı, ortak akılla yürütülecek işbirliği projelerine ihtiyacımız olduğu açıktır. Ancak bu şekilde adamızda ve bölgemizde barış ve istikrara katkı yapmamız mümkün olacaktır.

Değerli basın mensupları,

Ben politik kariyerim boyunca federal çözüm modelini mevcut konjonktürde mümkün olan ulaşılabilir bir hedef olarak gördüğüm için o yönde uğraş verdim. Bu nedenle de federasyonun Rum liderliğince acı verici bir uygulama olarak görülmesini de hep yadırgadım. Adada yaşayan ve 44 yıldır iki ayrı bölgede bulunan iki farklı etnik topluluğu birleştirebilecek mantıklı çözümün bu olduğuna inandım. Ancak şu da bir gerçektir ki Federasyon gönüllü bir birliktir ve bu iş zorla olmaz. Bir taraf buna hazır değilse, o zaman bu durum açıklıkla ortaya konur. Bunun için karşılıklı saldırgan üsluplara da gerek yoktur.

Desentralizasyon konusu, merkezi hükümetteki yetkilerde azaltma yapılarak iki kurucu devletin yetkilerinin artırılması olayı, bizim tartışmaya kapalı olduğumuz bir konu değildir. Ama Sayın Anastasiadis’e de söyledim, bunların somut olarak ortaya konması gerekir ve ucu açık olmayan, sonuç odaklı bir süreç söz konusu olacaksa bunların iyi niyetle değerlendirilmesi mümkündür. Şunu da belirtmem gerekir ki, bugüne kadarki müzakerelerde Rum tarafının tavrı bunun tersi olmuştur. Halbuki Klerides’in de deyişiyle merkezi hükümette yetkilerin çok olması, farklı yaklaşımlardan doğan görüş ayrılıkları ve sürtüşmeleri de artırma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bir noktada açıklıkla şunu söylemek durumundayız; kurucu devletlerin yetkileri artsa da merkezi hükümette kalacak yetkilerin uygulanmasında kararların basit çoğunluk-azınlık esasında alınmasını kabul edemeyiz.

Merkezi hükümette ortaklaşa karar alınması, her iki tarafın kararlara ortak katılımı istenmiyorsa bunun anlamı ya iki ayrı devlet ya da üniter bir devlet demektir. Halbuki kurulmaya çalışılan ne biri ne de ötekidir. Eğer bu hala hazmedilemeyecekse, toplumlarımızı da dünya kamuoyunu da oyalamaya gerek yoktur. Şimdi açık ve net olma zamanıdır.

Cep telefonları ve elektrik şebekelerinin birleştirilmesi konusunda da görüşlerimi belirterek, sorularınıza geçmek üzere sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Her iki konu da 2015 yılı Mayıs ayında uzlaşılan iki güven artırıcı önlemlerdendir. Tüm teknik alt yapılar müsait olmasına rağmen gerçekleşmedi. Cep telefonları konusunda Güney’de geçerli olan bir yasanın Kuzey’deki telefon operatörleri ile işbirliği yapılmasına imkan vermediği söylendi ve olay orada tıkandı. İsteyenlerin çift sim kart (Dual Sim Kart) kullanması önerildi. Bu kuşkusuz isteyenler tarafından bugün de uygulanabilir. Ama bu bireysel bir çözümdür. Bizim arayışımız, iki tarafın kurumları arasında, birbirlerini tanımasalar da, işbirliğini geliştirmek ve geleceğe hazırlanmaktır.

Son günlerde bu konuda bazı olumlu gelişmeler olabileceği bilgisi getirildi, bunun üzerine eğer toplumlarımıza bu konuda iyi haber verebileceğimiz bir durum oluşursa 12 Kasım’da (yani bugün) ara bölgede yeniden buluşmayı kararlaştırdık. Ne yazık ki olmadı. Bunun nedeni olarak da Kıbrıs Türk tarafının siyasi avantaj peşinde olduğu iddia edildi. Bunlar geçerliliği olmayan argümanlardır. İki tarafın operatörleri arasında Lüksemburg üzerinden sağlanacak işbirliği, ne siyasi tanınma getirir ne de Avrupa müktesebatına aykırıdır. Bunu Avrupa Birliği komisyonu da teyit etmiştir. Kıbrıslı Türk operatörler Güney Kıbrıs hariç tüm dünya ile Lüksemburg veya İsviçre üstünden iletişim kurabilmektedirler ama Kıbrıs’ta bu yapılamamaktadır. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar Afrika dahil dünyanın her yerinden evleri ile konuşabilmekte ancak adanın bir tarafından diğerine geçince bunu yapamamaktadır. Bunun mantıklı bir izahı yoktur.

Elektrik konusunda gerektikçe karşılıklı bağlantılar yapılıyor ve ihtiyaca göre bir taraf diğer tarafa elektrik verebiliyor. Ancak bizim kararlaştırdığımız geçici olarak değil şebekelerin kalıcı olarak bağlanması idi. Çünkü bu, sistemi rahatlatacak, maliyetleri düşürecek, sisteme özellikle güneş enerjisinin daha çok bağlanmasını sağlayabilecekti. Maalesef bu da çözüm sonrasına ertelendi.

Değerli basın mensuplar,

Sayın Lute’un yılbaşından önce yine gelmesi bekleniyor. Görev tanımını (Terms of reference ) tamamlamaya çalışacaktır. Ne var ki artık bir karar verilmesi gerekiyor.

Geçmiş yıllarda her iki toplum da değişik zamanlarda, değişik boyutlarda acılar çekti. Geleceği, belirsiz ve tehlikelere açık bırakıp, gelecek kuşakların da yeni acılarla yüz yüze gelmesine mi neden olacağız, yoksa tarihi sorumluluklarımızın bilinci içerisinde mi davranacağız? Gelecekte yeni acıları paylaşmak yerine, yetkileri ve refahı paylaşmayı başarabilecek miyiz? Soru budur

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON DAKİKA