GÖLGELER ADASI

Oya GÜREL
16 Nisan 2014 Çarşamba 19:13
Bir yokmuş bir daha yokmuş... olmayan bir zamanın olmayan bir boyutunda, yok olanla yok edenin buluştuğu, hiçlik enlemiyle hiçlik boylamlarının kesiştikleri bir noktada, tüm yokluklara inat, bir adacık varmış... İnatla var olan adacığın üzerindeki canlılar ise, onca yokluğun yoğunluğuna karşı koyamadıklarından gölge olmaktan ileriye gidemiyorlarmış. Gerçi masal kitaplarından birinin en son sayfasında bir dipnot olarak, “var olan” adacığın “gölge canlılarının”, peri padişahının oğlunun gökten üç elma düşürdüğü, yedi başlı ejderhanın yedi başını birden bir kılıç darbesiyle yere indirip güzeller güzeli sultanı kurtardığı zamanlarda kanlı canlı, etten kemikten olduğu yazarmış ama, adacığın üzerinde bir birine karışmış anlamsız gölgelerden başka bir şey göremeyenler, bunun, “Bin bir Gece Masalları”nın en saçma en gereksiz bölümü olduğunu düşünür, güler geçerlermiş... Ama gizeminden midir bilinmez, tüm yoklukların kesiştiği noktada var olan gölgeler adası, gene de etle, kanla, canla beslenen “gerçek canlıların” ağzını sulandırırmış. Sulandırırmış sulandırmasına da kimsecikler, onca gölgeyi oluşturan “şey”lerin ne olduklarını, nereye gittiklerini sormaz, sormak da istemezlermiş. Oysa, masal kitaplarından birinin o en son sayfasındaki dipnot, ne bin bir gece masallarına eklenmiş gereksiz bir parça, ne de gülünüp geçilecek bir saçmalıkmış... Hiçlik enlemiyle hiçlik boylamlarının kesiştiği noktada, inatla var olan adacığın üzerinde dolanan “Gölge canlılar”ın kendilerince bir yaşam sürdürdüklerini, yokluklar arasında var olan adacığın ot bitmemiş topraklarını ekip biçtiklerini, ‘meee’lemeyen koyunlarını kırktıklarını, ‘mööö’lemeyen ineklerini sağdıklarını kimsecikler bilmezlermiş. Zaten, gölge canlıların insan mı, kedi mi, köpek mi, kuş mu, yılan mı çıyan mı tavşan mı olduğu kimsecikleri ilgilendirmezmiş... Nasıl ilgilendirsin ki... Kanla, canla, etle beslenen insanlar kendi gölgelerinin bile ne yaptığıyla ilgilenmek zahmetine katlanmazken, yoklukları su götürmez, gölge canlılarla mı uğraşacaklar? Kim bilir, kim bilmek ister ki.... Gölgelerin sevebileceğini... Doğurup ölebileceğini, Ölenin ardından gölge gözyaşları dökebileceğini kim bilir? Kim bilir gölgelerin kedi köpeklerle dostluk kurabileceğini, Gölgelerin üzülüp sevineceğini, acı çekeceğini, Kim bilir ki kanla, canla, etle beslenenlerin kılıçlarıyla bölüp ortasından ayırdıkları o ot bitmeyen düzlüklere gölgelerin, kılıç izlerinin inadına, bölünmemiş bir ip gerip üzerine tertemiz yıkadıkları çamaşırlarını asmak istediklerini... Ortasından bölünmüş, yokluk enlemiyle yokluk boylamlarının kesiştiği noktada inatla varlığını sürdüren adacığın üzerindeki gölge canlıların, bir gün, adacıklarının inadına sarılmak isteyebileceklerini kimsecikler ne bildi ne de bilmek istedi... Varsa yoksa inatla var olan adacığın o ot bitmeyen görünmeyen gölgelerinin dolaştığı bembeyaz topraklarına taktılar kafalarını... Oysa gölgeler var... Kanla, canla, etle beslenenlerin sadece ışık, güneş vurduğu anlarda görünen gölgelerinden öte, karanlıklarda bile var... Ve, yok olanla yok edenin buluştuğu, yokluk enlemiyle yokluk boylamlarının kesiştiği bir noktada, peri padişahının gökten üç elma düşürdüğü, yedi başlı ejderhanın yedi başını birden bir kılıç darbesiyle yere indirip güzeller güzeli sultanı kurtardığı zamanlardan bu yana yaşadıklarını geride bırakarak, “Peter Pan” gibi kendilerini asıllarının ucuna dikmeye çalışıyor ve kanla, canla, etle beslenenlere “Gölgelerin gücü adına!” sesleniyorlar: “Hey... Biz de varız buradayız... Söylenecek sözümüz, biçilecek otumuz var!”
![]()
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2014 Detay Kıbrıs

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.