BİZ: UMUT KIRANLAR

Oya GÜREL
23 Haziran 2014 Pazartesi 13:41
“en son umutlar ölür” derler hep… Umut öldü mü yoksun artık, bitmiştir… Ne kadar sağlam olursa olsun vücudundaki tüm hücreler, Ne kadar iyi işlerse işlesin tüm organlar, Kalp ne kadar güçlü atarsa atsın ve Damarlarındaki kan ne kadar şevkle dolaşıp beslerse beslesin varlığını, Ruhun besinsiz kaldığı an ölüsün sen… En amansız hastalıklarda bile umut ve onun ikizi inanmak, tüm tedavilerin, ilaçların önüne geçebiliyor… Umut değil miydi Ferhat’a dağları deldiren, Umut ve inanç değil mi en büyük devrimlerin itici gücü? Umut ve kendine inanmak değil mi bugün elimizin altındaki her şeyin kaynağı… Umut yaşam gücü, kurtuluşun en büyük motivasyonu… Ve onlar… Dünyada milyonlarcası olan onlar, Yüzyıllardır baskıdan, işkenceden, yoksulluktan kaçmak için umudu can yeleği yaparak, canlarını dişlerine takarak yeni bir hayatın peşine düşenler… Mülteciler… Umutları ölüm korkusunun üstünde olan, Çoğu kez hayallerindeki ışığa ulaşamadan umutlarıyla bilirlikte sulara gömülen, sömürülen, itilen, kakılan, hor görülen insanlar… Senin gibi, benim gibi insanlar… Rüya gören, hayaller kuran, insanlar… Çocukları için gelecek düşleyen, Senin, benim gibi “pembe panjurlu”, bahçesinde güller açan evin hayalini kurarken, birden o hayallerin üzerine bombalar, baskılar, zulümlerden oluşan kara bulutlar çöken insanlar… Her yıl binlercesi umut yolunda açgözlü insan tüccarlarının elinde denizlere dökülüp boğuluyor… Konteynerlere balık istifi sıkıştırılıyor… Varacakları noktaya ancak cansız bedenleri ulaşabiliyor Ve hayatta kalmayı başarabilenlerden her yıl yüzlercesi kıyılarımıza bırakılıyor… Çoğu ya Avrupa’ya gidecek en kısa yol olan güney Kıbrıs’a, kimi de İtalya, Fransa’ya ulaştıklarını zannediyor… Ve bizler… Göçün, ezilmenin, acının, yoksulluğun ne olduğunu çok iyi bilen bizler, ne yazık ki onlara kucak açmak yerine “suçlu” muamelesi yapıyoruz… Daha kıyılarımıza ayak basar basmaz, kadın, erkek, yaşlı çocuk demeden dolduruyoruz polis araçlarına ve umut en büyük suçmuş gibi gözaltına atıveriyoruz… Polisimiz de bültenler yayınlıyor övüne övüne… Umut yolcularının isimleri birden değişiyor ülkemizde, “sanık”, “zanlı” oluveriyorlar… Analarına sarılan kundaktaki bebeleri mahkemelere çıkarıyor, 3 gün-5 gün tutukluluk derken… Dolduruveriyoruz bu kez umudun hiç uğramadığı gemilere, kaçtıkları ölüme, zulme doğru atıveriyoruz birer safra gibi… Ondan sonra da “demokrasiden”, “özgürlükten”, insan haklarından” söz ediyoruz… Hiç utanmadan, yüzümüz hiç kızarmadan… Sahi… Yeni ve yenilenmiş Anayasamız, bu konuda ne diyor acaba? Yoksa Orvel’in “Hayvanlar Çiftliği” kitabında olduğu gibi… “Bütün “hayvanlar eşittir, ama bazıları biraz daha eşittir” mi prensibimiz?
![]()
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2014 Detay Kıbrıs

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.