BELKİ BİR GÜN

Oya GÜREL
24 Nisan 2014 Perşembe 12:47
Yaşları benim gibi 50’nin üzerinde olanların çocukluk ve gençlik anılarında savaş ve çatışma vardır… Rahmetli babamın ihtisasını tamamlamasının ardından ailecek Kıbrıs’a dönmüştük. Yıl 1958’di ve Kıbrıs sömürge idaresi altındaydı. EOKA, İngiliz idaresine karşı savaş verirken, benim anılarımda kalan yangının kokusu oldu… Henüz 5 yaşındaydım silah sesiyle, savaş ve ölüm korkusuyla tanıştığımda… Dedem ve babaannemin Lefkoşa’daki Ayluka mahallesindeki eve yerleşmiştik geçici olarak. Kıbrıslı Türk teşkilatçılar her gece evimizle mesafesi 2 metre bile olmayan kiliseyi ateşe veriyor, dedem elinde kovalarla yalazları evimize kadar uzanan yangını söndürmeye çalışıyordu. Uzaktan silah sesleri duyuluyordu ve ben bunların hiçbirine anlam veremiyordum… Daha sonra kendi evimize taşındığımızda İngiliz askerlerinin kamyonlarla sokaklarımızdan geçerken, biz aşağılık sömürge çocuklarına çikolata, şekerleme attıklarını hatırlıyorum… Sonra 1963 var anılarıma dehşet dolu sahneleriyle kazınan… Silah sesleri, evimizin önünden geçen silahlı Rum militanlar, Larnaka’daki Cennet Sineması’nda kurulan hastane ve sinemanın hasır sandalyelerine dizi dizi yatırılmış yaralılar, şehitler, sandalyelerin üzerindeki yaralıları en ilkel şartlarda ameliyat etmeye çalışan babam… Karneye bağlanan kıt yiyecekler, Dikelya’dan gönderilen İngiliz çocuklarının eski elbiseleri… Getto dönemi, bayraktar, sancaktar krallıkları… Ne Rumların bizi neden öldürmek istediğine, ne gettolarda neden kısılıp kaldığımıza, ne bir zamanlar okul müdürü sandığımız bayraktar ve sancaktarların tiranca yönetimlerine aklım ermiyordu yine… İkinci tanışmamdı ölüm korkusu ve barut kokusuyla ve 9.5 yaşındaydım… Ardından 1967, Köfünye olayları… En son da 1974… 21 yaşında genç bir kadındım… Türkiye’de öğrenimdeydim ve tüm ailem sevdiklerim Kıbrıs’taydı… Haber almanın tek yolu, Ankara’daki temsilciliğe gidip, şehit listelerini kontrol etmekti… İsimleri yoksa yaşıyorlardı… Ve… Tüm bunları yaşayan insanlar için referandum, bir daha yangının kokusunu, ölümün silah namlusunun ucunda gelen korkusunu, göçü, geleceğin kaygısını yaşamamak demekti… Ne kadar büyük bir umut bağlamıştım/bağlamıştık barışa… Meydanları doldururken “evet” demek için ne kadar güvenmiştik alacağımız sonuca… Olmadı… Bir “evet” yetmedi ortasından bölünmüş minicik adacığımızı yeniden tek yapmaya… O gün on binlerce insanla birlikte ben de ağladım… Oysa dahası da olacaktı tam bir ay sonra… Biz hala umutla bekliyoruz bir gün gelecek olan barışı… Çoğumuzun anası, babası, göremeden göç etti bu dünyadan… Biz belki görürüz diyoruz… umutlarımızı çocuklarımıza devretmeden…
![]()
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2014 Detay Kıbrıs

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.