20 Eylül 2019
  • Lefkoşa22°C
  • Mağusa23°C
  • Girne24°C
  • Güzelyurt20°C
  • İskele23°C
  • İstanbul20°C
  • Ankara17°C

SÖZ NAMUSTU AMA TUTMADILAR..

Ayşegül Garabli

10 Eylül 2019 Salı 08:30

15 yıl kadar önceydi.

Annan planı referandumu sonrası halkın büyük bir umutla CTP’yi birinci parti seçtiği dönem.

CTP, önce DP ile sonra da bir gecede kurdurulan 3 kişilik ÖRP ile Hükümet kurmuştu.

Halk partizanlığın biteceğine, hak ve adaletin geleceğine inanıyordu.

Öyle ya CTP yıllarca “hak”, “emek”  söylemi ile çok etkin muhalefet yapmıştı.

Ancak hayal kırıklığı erken geldi.

Hükümet daha 1 yılını doldurmadan, bütün sendikalarla, sivil toplum örgütleri ile ters düşmeye başlamıştı.

CTP’nin o dönemki yöneticileri “Yaptım oldu” mantığı ile kararlar alıp, kimseyi dinlemiyorlardı.

Dönemin Maliye Bakanı Ahmet Uzun, kamuda çalışanları bir birine düşürüp, söylemleri ile hemen hemen her meslek gurubunu toplum önünde itibarsız hale getirmişti.

Kamudaki tüm meslek guruplarını, iş koşullarına bakmaksızın aynı torbaya koyma hedefindeydi.

Gece nöbet tutan doktor da, saatlerce araç kullanan şoför de, öğretmen de, memur da, hakim de aynı tutulup, işinin gerektiği koşullar göz ardı edilip, özlük hakları ellerinden alınmak isteniyordu.

Sendikalar bu duruma karşı çıkınca da, gece yarısı bile topladıkları bakanlarla grev yasağı kararları alıyorlardı.

Hatta öyle ki, mali protokol bile maliyenin çevresi polis kordonuna alınıp, kamuda yetkili sendikalar içeriye alınmayarak yandaş 1-2 sendika ile imzalanmıştı.

Kısacası “emeğin partisi” olduğunu söyleyen bir parti, hükümete gelince resmen emeği sömürmeye başlamıştı.

Yıllarca  muhalefette Özel sektörde sendikalaşmanın önemini anlatan ve hatta çoğu sendikacı geçmişi olan CTP yöneticileri  Özel sektörde sendikalaşmak isteyenleri işten atıp  kapı önüne koymaya başlamışlardı.

CTP’ye destek veren sendikalar bile artık CTP ile kavgalıydı.

Sendikalar güçlerini birleştirip “Sendikal platformu” nu kurmuşlardı ama CTP yöneticileri  ne hak ne hukuk ne de yasa tanımıyorlardı.

Kamuda çalışanlar greve çıkıp hayatı durduruyordu, CTP anında grev yasağı kararı alıyordu.

Ya da greve çıkan çalışanların yerine buldukları adamları çalıştırıp grev kırıcılık yapıyordu.

Bu da yetmezmiş gibi, anayasal haklarını kullanıp greve çıkanların maaşlarında kesinti yaparak yasayı ihlal ediyorlardı.

Bu durumun yasalara aykırı olduğunu onlar da biliyorlardı ama “biz keselim, siz mahkemeye gidip kazanın. O zaman öderiz” diyerek yıldırma politikası uyguluyorlardı.

Uzunca bir süre UBP ve DP’ nin adaletsiz ve haksız uygulamalarından bıkıp, CTP’ yi kendine umut olarak gören halka resmen çaresizliği öğretiyorlardı.

Tüm sendikalar gibi Öğretmen sendikalarıyla da büyük “kavga” içerisindeydiler.

Oysa öğretmenler o dönemde CTP’ ye açıktan destek vermişlerdi.

Hatta başkanlarını destekleyerek millet vekili seçilmesini dahi sağlamışlardı.

Buna rağmen CTP yetkilileri öğretmenlerin özlük haklarını budayıp, öğretmenleri de halka şikayet ederek itibarsız hale getirmeye çalışıyorlardı.

Öğretmen atamayıp, çocukları kelle hesabı, ve alan hesabı ile sınıflara doldurup ders yapılmasını istiyorlardı.

Sınıfları birleştirip 40-50-60 kişilik sınıflarda ders yapılmasını istiyorlardı.

Ders saati kavramını kaldırıp, mesai saati uygulaması getirerek, öğretmenin verimini, eğitimin kalitesini ortadan kaldıran çağ dışı bir uygulama ile eğitimi bitirmek istiyorlardı.

Her yıl pahalılaşan hayat koşulları karşısında tüm çalışanların maaşlarının iyileştirilmesini istedikleri için, öğretmenler “paragöz” ilan edilip halka şikayet ediliyorlardı.

Kadınların yıpranma payını kaldırmayı planlıyorlardı ve kaldırdılar da.

Hiçbir alt yapı hazırlığı olmadan eğitim sistemini kökten değiştirip, bir neslin geleceğini yok ediyorlardı.

v.s..v.s

Her sektörde olduğu gibi eğitimde de sorunlar büyümüş, can çekişen eğitim sistemi yok olma noktasına gelmişti.

 

Dolayısıyla Orta Eğitim Öğretmenleri de bütün bu yapılanları içine sindiremediği ve denenen tüm yollara rağmen hükümetle diyalog yolu bulamadığı için greve çıkma kararı aldı.

Uzun soluklu bir mücadele olacağını bildiği için de sadece belli okullarda ve değişimli olarak grev yapmaya karar verdi.

Grev yaptığı okullardan birisi de Bülent Ecevit Maarif Koleji idi ve grev nerdeyse 1 ayı bulmuştu.

Bu grevlerden dolayı öğrenci mutsuzdu, öğretmen ve veli mutsuzdu ama hükümetin umurunda bile değildi.

Ahmet Uzun, TV kanallarına çıkıp “neden tatilde grev yapmıyorlar?” diyecek kadar olayı hafife alıp halkı kışkırtmaya çalışıyordu.

Derken bir gün, öğretmenler sendika yöneticilerini arayıp “ askerin, Bülent Ecevit Maarif Kolejindeki greve müdahale edeceği duyumunu” aldıklarını ilettiler.

Belki de bu okulda çocuğu olan bir velinin sinir ile sarf ettiği bir sözdü ama yine de dikkate alınmalıydı.

Çünkü sendikanın LAÜ’deki eylemi sırasında polisin askeri birlikten destek aldığına tanıklık etmiştik.

Elbette ki polisin de askerin de amacı eylemcilere zarar vermek değildir.

Onların görevi asayişi sağlamaktır ancak yine de bir okulda böyle bir şeye izin verilemezdi.

Bu duyumu CTP- ÖRP Hükümeti de almış olacak ki, günlerdir yapılan grevlerle resmen dalga geçen Hükümet yetkilileri sendika yönetimini arayarak görüşmek istediler.

Zaten günlerdir sendikada toplantılar yapan yönetim yine sendikadaydı ve görüşme kararını onayladı.

Sendika başkanı ve genel sekreteri hükümetle görüşmeye gitti.

Görüşme sonrasında yönetimi arayan başkan, Başbakanın isteklerimizi kabul ettiğini söyledi.

Saat akşam 22.00 civarı da basın önünde isteklerimizin bulunduğu metin, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Sendika Başkanı Adnan Eraslan tarafından imzalanarak uzlaşıya varıldı.

Grevler kalktı, grev süresince aksayan dersler öğretmenler tarafından şubat tatilinde giderildi.

Ancak basın önünde söz veren ve imza atan Başbakan, bırakın sözünü yerine getirmeyi, Kağıt  başlıklı bir kağıt değildi dolayısıyla geçerli değil diyerek hem sözünü hem de attığı imzayı inkar etti.

Sonrasında halk bedelini ödeterek verdiği yetkiyi geri aldı ama alınlarına sürdükleri bu leke hala duruyor.

Gerçi CTP tabanı da partileri içerisinde hem halka hem partilerine zarar verenleri cezalandırdı ama halk hem umutlarını hem de haklarını kaybetti.

Halkın kaybı sadece bu da değildi.

UBP bir zamanlar CTP’nin yaptıklarını örnek aldı ve kural tanımamazlıklarını daha da ileriye taşıdı.

Umarım  EL-SEN ile imzaladıkları metinde CTP’nin yaptığını yapmazlar.

Zira bundan kuşkum var.

Elbette ki EL-SEN ile anlaşmalarını ve kurumun kurtulmasını canı gönülden istiyorum.

Ama bir gün önce “santral ihalesine çıkılmayacak” diyen bakanın, ertesi gün ihaleye çıkılması kararının altına imza koyması pek inandırıcı gelmedi bana.

Umarım UBP beni yanıltır.

Umarım amaç sadece olayı soğutup, desteği azaltmak değildir.

Ve umarım bu halk bir kez daha umutlarını çaldırmaz.

Çaldırırsa bir kez daha doğrulamaz.

 

 

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.