21 Kasım 2018
  • Lefkoşa14°C
  • Mağusa16°C
  • Girne16°C
  • Güzelyurt13°C
  • İskele16°C
  • İstanbul13°C
  • Ankara9°C

HENÜZ VAKİT VARKEN, SAMİMİYETLE YAŞAMAK...  

Hare Ergen

22 Haziran 2018 Cuma 10:00

Olmadı henüz, çok uzun zaman... Öğreniyorum her geçen gün ile birlikte...
Durmam gereken yeri...Belki biraz uzakta, belki biraz köşede, fazla gürültülü olmayan...
Şu an etrafta inanılmaz bir akış var. İnsanların hayatlarına, hiç kapanmayan arkadaşlık kapılarından sürekli birileri giriyor ve çıkıyor... Herşeyin çok yolunda gittiği yalanları ile birlikte sürekli olarak mutlu, fiziksel açıdan vitrin objeleri misali insanların kendi kendilerini sergiledikleri sosyal medyalar...
Acaba bu kısa süreli tüketim ilişkileri yaşayanların hayatlarında “aşk” nerededir? Böyle bir yaşamda acaba “aşkın” yeri var mıdır?
Bilemiyorum. 
Öğrendim ben, durmam gereken yeri...Biraz sessiz bir köşede ve tepede, insan seslerinden biraz uzak ...
Oturuyorum bir şafak vakti tam da o sessiz, uzakta olan tepede... Bekliyorum güneşin doğuşunu, gönlümde ve kalbimde;  uzun zamandır gelmeyen, kısa bir süre önce de konuştuğum sevgiliyle. Seyrediyorum sabah sabah insan telaşlarını... Gözüm yollarda...İçim kıpır kıpır...
Kaç defa yürüdüm bu yollarda? Unuttum...Kaç defa iz bırakmak istercesine koştum bu yollarda? Onu da unutmuşum...Kaç defa etrafımdaki zeytin ağaçlarına bakıp bakıp düş kurmuşum sevgiliyle? Onu unutmadım...Bunları unutmam mümkün değil...
Dinlerken akşamüstü güvercinlerin sesini, sevdiğim için kalbimde kurduğum yuvamda, onun dönmesini bekledim, beklerim ve bekleyeceğim...Beklerken kulağımda, sevgilinin bana söylediği ve yazdığı dörtlükler; 
“Ne demişti Bedri Rahmi Eyüpoğlu, 
Aşk bir eşkiyanın hayata itirazıdır…
Susarsa çatışma,
Konuşursa savaş,
Yazarsa destan,
Severse devrim olur..Tut ki ben bir eşkiyayım…”
Birini sevmek, aşk duymak; karşısındakinin kalbinde bir yuva kurmaktır.
Birbirini yiyip bitiren aşklar, güç peşinde koşan insanlar, gücü eline geçirdiklerinde herşeyi yapabileceğini sanan insanlar, aşıklar, sevgililer...
İnce, zarif şeylere değil de maddiyata, fiziğe, suratlardaki maskelere gülümseyen insanlar...  Bu insanların gönül kapılarının sürekli açılıp kapanmasını seyrettim, durmam gerektiğini öğrendiğim yerde...
Geçenlerde instagramda takip ettiğim, bir zamanların kadın rallici denilince akla gelen bir isim olan, tasavvuf eğitimi almak için gittiği Urfa’da evlenen,  Burcu Çetinkaya’nın güzel kısa bir dörtlüğüne denk geldim...
“Bana çay, simit, kahkaha ve defolu insanlar lazım. Hem de defolu olduğunu bilip, başını öne eğmesini bilen insanlar...Yarına değil, düne değil, soluduğu nefesin anına kalbini verebilenler...”
Ben seviyorum, öğrendim sevmeyi..Neyi mi? Yaralarımın bende bıraktığı izleri, yollarda koşarcasına yürürken düşüp kanattığım dizlerimdeki kanlı yara izlerini...Defolarımı, arızalarımı...Yalansız, maskesiz, küçük şeylerden mutlu olabilen,çocuksu neşem ve kahkahalarım ile belki biraz yorgun ama samimi ve içtenliğimle...Yaşıyorum. Henüz vakit varken, denemediyseniz siz de  yaşamaya başlayınız...Hayat güzel.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.