18 Kasım 2018
  • Lefkoşa11°C
  • Mağusa12°C
  • Girne15°C
  • Güzelyurt9°C
  • İskele12°C
  • İstanbul10°C
  • Ankara3°C

GÜNAHLAR VE SEVAPLAR

Ediz TUNCEL

02 Eylül 2018 Pazar 22:38

Hayatımda gördüğüm ikinci büyük ve iki ekonomik felaketin en büyük ve durdurulamaz olanıyla karşı karşıyayız.

Ne yazık ki bu felaket göstere göstere geldi ve biz yırtına yırtına felaket geliyor diye bağırırken bit beyni kadar çalışmayan aklıyla bize laf yetiştirmeye çalışanlarla birlikte resmen battık…

Türkiye’de AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 30 Ağustos vesilesiyle yeni zaferlere doğru gidiyoruz diyedursun, resmen tepetaklak gidiyorlar.

Türkye tepetaklak giderken biz tepetaklak gitmenin de ötesine geçtik, resmen kafa üstü çakıldık ve kafamızı fena halde kırdık.

Bu satırların yazarını izleyenler bilirler, bir söylediği öteki söylediğini asla tutmayan, söyledikleriyle yaptıkları asla uyuşmayan, AKP’nin Kıbrıs Türk siyasetindeki gözdesi rolünü gizlemek istese de başaramayan Kudret Özersay’a asla güvenmedim, kendisinden hiçbir hayır da beklemedim, iktidar ortağı olduktan sonra da “dün dündür, bugün bugündür” havasıyla takındığı tavırları da beni hiç şaşırtmadı, dolayısıyla da kendisi iktidardayken üst üste gelen elektrik zamları sayesinde evde olmamamıza rağmen gelen yüklü elektrik faturasını da kendisine göndermeyi hiç düşünmedim.

Son seçimde kendisiyle birlikte aynı partiden aday olduğum Cemal Özyiğit’e gelince, açıkcası kendisinden umudumu daha seçim yapılmadan kestim, seçimden sonra da hasbel kader oturduğu koltukta performansını görünce, kestiğim umudu bir daha çıkarmamak üzere gömdüm, acınası haline bile acır hale geldim.

Yazdığım upuzun bir eleştiri ve istifa yazısını da kendisine vermek için harcayacağım zamana bile yazık dedim…

Serdar Denktaş’a gelince, bu koalisyonda doğruyla eğri konusunda aklı en fazla çalışan hükümet ortağı olmasına rağmen doğruyu bilip da tam tersini duygusal sebeplerle yapan, kendi yaptığı işlere “etik olmayabilir ama yasaldır” diyen, bir söylediğiyle öteki söylediği asla tutmayan, dahası, söylediklerinin tam tersini yapan, bunu da alışkanlık haline getiren, halkın ve memleketin değil de öncelikli olarak kendisinin ve çevresinin çıkarını düşünen ve devlet imkanlarını da bu doğrultuda kullanan yapısıyla bu memlekete zırnık hayrı dokunmamış ve bundan sonra da dokunmayacak bir politikacıdır, daha doğrusu, bu coğrafyaya uygun olarak politikacının hasıdır.

Yazın bu sözümü bir köşeye, çok geçmeden bu hükümetin yıkıldığını ve Serdar Denktaş ile Hüseyin Özgürgün’ün yeni bir hükümetçik kuracağını göreceksiniz, tabi, eğer becerebilirlerse,  Erhan Arıklı’yı da yeni iktidarsız iktidarlarına yamalayarak…

Çünkü Serdar Denktaş biliyor ki UBP’de Hüseyin Özgürgün tertiplendikten ve adanın her tarafındaki UBP camiasının açık ara desteğini alan, aslında kafalarda UBP liderliği konusunda işi de bugünden bitirmiş olan Faiz Sucuoğlu UBP’nin başına geldikten sonra hükümet yine bozulacak, bir UBP-HP hükümeti kurulacak, Ankara memnun edilecek, şu anda tamamen kapalı olan mali yardım musluğu damlamaya başlayacak.

Bu da DP ve TDP’nin, dolayısıyla da Serdar Denktaş ve Cemal Özyiğit’in de sonu olacak.

Aslında her ikisi de bunu çoktan hakettiler, parti liderleri olarak yıllar yılıdır partilerini bir milim bile ileri taşıyamadılar, partilerini amatör dernek formatında kullandılar, bir senelik parti bile olmadan seçime giren HP ise sadece lafla peynir gemisini yürüterek her ikisini de yerle bir etti, seçimden üçüncü parti olarak çıkmayı başardı…

Her iki partinin de halk nezdinde çok ciddi bir liderlik sorunu vardır ve aynı tas aynı hamam gittikleri sürece, tüm başarısızlıklarına rağmen inatla koltuğa yapıştıkları sürece de başında bulundukları partiler değil siyasi parti, amatör dernek bile olamazlar.  

Bu noktada Serdar Denktaş iyi biliyor ki kendisi erken davranıp da hükümeti bozar ve  UBP ile koalisyona giderse, hem siyasi hayatının ömrünü biraz daha uzatır, hem de devlet imkanlarını biraz daha elinin altında tutar.

Serdar Denktaş iki koltukla aslında hükümetin tümüne hükmediyor ve hükümetin diğer ortakları da bunu biliyorlar, bile bile lades diyorlar.

Erhan Arıklı’nın zerre kadar sağduyusu varsa bu oyuna gelmez, Serdar Denktaş ve Hüseyin Özgürgün ikilisinin tezgahlarına alet olmaz, muhalefette kalarak ekibini ve argümanını güçlendirir, bir sonraki seçimde birkaç milletvekili daha çıkarır, o zaman söz sahibi olacak konuma gelir…

Tufan Erhürman’a gelince, iyi niyetinden ve analitik yeteneğinden asla şüphe etmediğim ama yöneticilik vasıflarında da beklediğimi bulamadığım (biraz da içine düştüğü talihsiz durumdan ve gafil avlanmasından dolayı) Erhürman aslında 74 sonrasındak siyasi tarihimizin en şanssız başbakanı konumunda.

Karşı karşıya kaldığı felaket ötesi durum yetmiyormuş gibi, Erhürman’ın altını bir de kendi partisi içindeki hazımsız ve doyumsuz tayfası oyuyor.

Marifet bu ya, fırsatı yakaladın mı vur beline kazmayı...

Bizim millet haksızlıktan kendisine hak payı çıkarmayı, başkasının başarısızlığını kendisinin hanesine başarı payı olarak yazılmasını beklemeyi çok iyi bilir, bu yüzden de burnu pislikten kalkmaz…

Aslında tek başına kalsa, memleketi düzeltmek için gerekli radikal adımları atabilecek iradesi var, çünkü çoğu siyasetçi gibi iplerini devleti parmağında oynatan, devletin ve milletin kanını, iliğini sömüren sermaye ve çeşitli odakların oluşturduğu statükocu takımına, daha doğrusu ikilisine teslim etmiş, onlara göbekten bağlanmış  değil.

Ancak tek başına iş yapma şansı da yok ve hükümette TDP ve HP’ye kısmen güvense de, DP’ye, daha doğrusu Serdar Denktaş’a asla güvenemeyeceğini biliyor, her an Denktaş’ın bir manevrasıyla karşılaşabileceğini ve ona karşı yapabileceği fazla birşey olmadığını da biliyor.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen bu kaos ortamında aslında elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan, hayal kırıklıkları yaşatsa da kendi çapında iyi niyetle birşeyler yapmaya çalışan mevcut hükümeti inceldiği yerde kopsun mantığıyla darbelemeye çalışmak açıkcası bu memlekete zerre kadar fayda getirmez, aksine hem hükümetin hem devletin, hem de halkın sonunu tam olarak getirir.

Daha da kötüsü, Serdar Denktaş’ın bir manevrayla yukardaki senaryoyu devreye sokmasına zemin hazırlar, Serdar Denktaş-Hüseyin Özgürgün ikilisi yeniden devletin başına geçer, birkaç ay içinde devlet  hepten biter.

Aslında Kıbrıs Türk siyasetini son yirmi yıldır esir alan, birkaç milletvekiliyle hep kilit rollere soyunan Serdar Denktaş’ın işini bitirmek ve memlekettek siyasi dengeleri ilelebet değiştirmek için tek bir hamle yeter: DP’nin içinde olmayacağı bir koalisyon kurmak…

Onun da formulü şudur: içinde Hüseyin Özgürgün olmadan  4 UBP -  3 CTP – 2 HP -1 TDP ortaklığında bir seçim hükümeti kurmak ve 6 aydan daha uzun bir süre olmayacak şekilde bir erken seçim tarihi belirlemek ve kozları son kez paylaşmak…

Böylece siyasi partilerde ve siyasetçilerde batacak olan batar, çıkacak olan da çıkar…

Aksi takdirde Kıbrıs Türk siyasetinde Serdar Denktaş odaklı sorunlar ve tedirginlikler hiç bitmeyecek.

Ha, bu yazdıklarım Serdar Denktaş düşmanlığı mıdır!

Hiç değil, yukarda da belirttiğim gibi gelmiş geçmiş Kıbrıs Türk siyasetçileri arasında eğriyle doğruyu en iyi bilenlerden ve nokta atışı yapabilecek kapasiteye biridir, siyaseti analitik yaklaşımla yapabilecek istisnai yeteneğe sahiptir,  ama doğruları değil de eğrileri tercih ettiği için, etik olmayanı yasal kılıfa uydurduğu için, koltuk söz konusu olduğunda söylediğiyle yaptığı örtüşmediği için  sadece benim değil, hemen hemen tüm toplumun güvenini de sorgusuz sualsiz kaybedendir ve bu noktadan sonra halkı kendisine düşman eden,   kendi düşmanını kendisi yaratandır…

Düşman yaratmak başka birşeydir, rakip yaratmak başka birşeydir, hoşnutsuzluk yaratmak başka birşeydir…Anlayana!

UBP’de lider değişimi sonrasındaki senaryoya geri dönersek, UBP’nin başına Faiz Sucuoğlu geçse, ki geçme ihtimali de en yüksek olan adaydır,  Serdar Denktaş ile bir koalisyona girer mi!!!

Bence kendisine seçebileceği alternatifler sunulursa girmez, Denktaş’ın ve DP’nin bugüne kadar takındığı kritik parti rollerine çanak tutmaz,  ancak CTP ve diğerleri ile girer…

UBP’de zorunlu olan kabuk değişimi yaşandıktan ve bunca şaibeden sonra koltuğa adeta yapışan şaibeli başkana yol verildikten sonra CTP’nin düzgün ve şaibesiz bir UBP’li başkan ile bu kaotik ortamda kavgaya tutuşacağına hiç ihtimal vermem, tam tersine, Erhürman başkanlığındaki bir CTP, akılcı bir yaklaşım sergileyerek ve UBP ile güç birliği yaparak bu kaotik ortamdan olabilecek en az hasarla memleketi düze çıkarmanın yollarına bakar…

Aynı şekilde, bugüne kadar ürettiği ve hiçbirini tutturamayan, halk nezdinde itibarı ciddi erozyona uğrayan Kudret Özersay da bu kervana katılabilir, tutamadığı sözleri tutmaya çalışabilir.

Bütün bu gidişatı bozacak olan bir tek şey vardır, o da Denktaş’ın manevrası…

Ancak bu kaotik ortamda kendi çıkarına odaklanan siyasetçiler şunu da unutmasın, geldiğimiz günde halkın büyük çoğunluğu kısa süre sonra ekmek alacak para bile bulamayınca, borç harç batağında tamamen boğulunca ve kaybedecek birşeyi de kalmayınca,  sizin ciğerinizi söküp de yemeye kalkarsa, hiç şaşırmayın…

Belki de KKTC’nin içine alındığı kıskaçta beklenen, hatta istenen sonuç budur…

Ne de olsa, nerde kaos varsa, orada hükmedenlerin rantı vardır ve bu rantı da kimselere kaptırmamak için Kıbrıs Türk siyasetinde kendini iktidarsız iktidar rolüne kaptıran “küçük balıkları” çatır çatır harcamaktan çekinmezler…

Gelinen bu noktadan sonra artık günahı ve sevabı herkesin boynuna…

Demedi demeyin, dost acı söyler…

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.